Wednesday, March 7, 2007

Yola çıkarken...

En iyisi anlatmaya büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi genel durumu özetlemekle başlayalım.

Yıl 2006’da genel durum ve görünüm: (ya da 1923’te Kemalist devrimi yapmış Türk Ulusunun düştüğü içler acısı durum!) Yüzyıllardan beri süregelen savaşlarla yorgun düşmüş, kaderine terkedilmiş, ulusal kimliğini yaşa(t)maktan imparatorluk siyaseti gereği vazgeçmiş büyük Türk ulusu, Çanakkale savaşı (1915) ile her ne koşulda olursa olsun yurduna yabancıları sokmayacağını yedi düvele göstermiş, ardından gelen Sevr gibi bir yıkım dahi olsa bunun da üstesinden gelebileceğini Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak, Lozan’ı emperyalistlere kabul ettirerek özgürlük manifestosunu kendi elleriyle yazmıştır.

1923 Kemalist devrimi’nin ardından da çok kısa süre içinde bütün dünyanın şaşkın bakışları arasında hızlı bir devrim sürecine girmiş, batı avrupanın yerleştirmek için yüzlerce yıl harcadığı değişimleri yıldırım hızıyla yaşama geçirmiştir. Üstelik bu değişim dalgası batının yaptıklarının taklidi değil, fakat onunda ötesinde uygarlık değerlerinin bir sentezine ulaşmayı hedefleyen, tarihin o güne kadar gördüğü en köklü, en gerçekçi devrim hareketiydi.

Devrimin önderi Mustafa Kemal Paşa (daha sonradan kendisinin imza için tercih ettiği adıyla Kemal Atatürk), bilimsel ve eleştirel düşünceyi kendisine kılavuz edinmesinin yanı sıra, siyasetin ve toplumsal yaşamında bu ilkeler ışında düzenlenmesi gerektiğini savunmuş, çağdaş ve sağlıklı bir toplumsal düzenin ancak bu yolla sağlanabileceğini öngörmüştür. Bağnazlığa, gericiliğe, sömürüye, adaletsizliğe karşı savaş açmış, devrimleri yaparken hep halkının ve mazlum milletlerin mutlu geleceğini düşlemiştir. Cumhuriyet’in kuruşundan vefat ettiği 1938 yılına kadar geçen 15 yıl içerisinde yaptıklarıyla, söyledikleriyle dünyayı etkilemiş, yönlendirmiş ve tüm ezilen dünyada büyük bir kahraman, büyük bir lider olarak anılmıştır. Bu bağlamda ülkesi Türkiye’de önderinin açtığı devrimci çığırla* büyük atılımlar yapmış, dünyanın saygın ülkeleri arasında yerini almıştır. Meraklısı dönemin kayıtlarında bahsettiklerimizi görebilir.

Böyle dedik çünkü hala ülkesinin ve ulusunun bu güce ve potansiyele sahip olduğunu kabul edemeyenler var aramızda... Konumuza dönecek olursak.. Geldiğimiz noktaya bir bakın! Yıl 2006, Atatürk’ü kaybedişimizin üzerinden 68 yıl geçmiş. Onun 15 yılda yaptıklarıyla kıyaslanınca ne kadar yol alabildik acaba? Bırakınız yol almayı, neler kaybettik neler?

En başta umudumuzu ve azmimizi mi yoksa..?

Hala bir kurtarıcı mı bekliyoruz?

Çok daha zor koşulların üstesinden gelmiş bir ulus olarak bu kadar mı kolay pes edeceğiz?

Vaziyeti umumi 2006! Çağdaş uygarlık değerlerinin genç nesillere aktarılması için kurulmuş eğitim kurumlarımız içleri boşaltılmış “ücretsiz” dersanelere dönüştürüldü. Eğitim sistemi kendi içinde parçalara bölünüp birbirine, daha da önemlisi rejime muhalif kuşaklar yetiştirildi.

Eğitimde yaratıcılık terkedildi, yerine ezberci eğitim metodu tercih edildi; yarı-hahız’lar yetişsin diye.. Ulusal ekonomi çökertildi, ülkemiz çokuluslu sermeyenin açık pazarı haline getirildi. Bu ülkenin yoktan var ederek kurduğu/kamulaştırdığı ulusal değerlerimiz (yeraltı kaynaklarımız, iletişim sistemimiz, bankalar, fabrikalarımız) küreselleşme teraneleriyle yok bahasına peşkeş çekildi sustuk. İşçinin, çiftçinin emeği gasp edildi yine sustuk..! Uluslararası ilişkilerde ülke itibarımız sıfırlandı, AB ve ABD’nin piyonu olduk! Üç beş çapulcu (ister Asala ister, PKK deyin siz ...) dış yardımlarla binlerce askerlerimizi, diplomatımızı şehit etti, subaylarımızın başına çuval geçirildi..

Yine sustuk!

Gelişen şehircilik anlayışı başlamadan bitirildi. Şehirler köyleştirildi, kasabalar köy, köyler mezra! Feodal ağalık ve beyliğin kökü kazınacağına, şehir yeni ağalar kazandı. Sonuçta adım başı kuralsızlık, adım başı yoz ahlak ve adam sende’cilik.. Şehirde kalabalığı sosyolojik anlamda şehirleşme sayan sağ iktidarlar oy avcılığıyla 56 yıldır ülkenin anasını ağlattılar, yine sustuk, yine oy verdik. Dil alanında da tam bir yozlaşma yaşadığımız muhakkaktır. Tabelaların büyük çoğunluğu tarzanca, artık yarı Türkçe yarı ingilizce konuşur olduk, ayrıca eğitim dilimiz yakında tamamen ingilizce olacak gibi görünüyor. Sormak gerekiyor; Dünyada kendi dili dışında, yabancı ülke dili ile eğitim veren ve bununla övünen başka bir ülke var mı? Eski (?) sömürgeleri saymazsak! Sanat anlayışımız derseniz, onda da apayrıyız!

Neredeyse bütün ülke 15 yaş zekasında.. Birbirinden niteliksiz, seviyesiz tiplere “sanatçı” diyoruz artık. Saymakla bitmez bütün bu sorunlarımızın üzerine birde bölücü PKK terörünü ve yobaz, karşı devrimci, tarikatçı örgütlenmeyi ekleyin, işte size 2006 panoramamız!

“Biz kimiz?”e yanıt burada! Bütün bu sorunları çözmek isteyen birileri..

Bütün bu sorunları çözebilecek tek yöntemi (Kemalizm) kullanan birileri..

Bütün bunlardan rahatsızlık duymanın yanında, artık birşeyleri değiştirmenin zamanının geldiğini düşünen birileri..

Bu uğurda yola çıkan herkesle işbirliği yapmaya hazır, Kemalizm’i ıvır zıvır ideolojilerin bastonu değil aksine başlı başına bir uygarlık projesi olarak gören, ne kaybettiysek fazlasıyla geri alacağımızı düşünen, ulusuna, değerlerine güvenen birileri..

Biz başarmak için yola çıktık! Başka gideceğimiz yol yok.

Kemalist devrimi tamamlamak, Kemalist’leri tekrar iktidar yapmak için elimizden geleni yapacağız! Kemalizm’den ne anladığımızıda burada biraz açmakta fayda var:

Bizce Kemalizm özgündür.

Hiçbir ideolojiyle benzer değildir, basamak hiç değildir.

Bizce Kemalizm evrensel bir ideolojidir.

Bizce Kemalizm tam bağımsızlıkçıdır.

Bizce Kemalizm bilimi gerçek yol gösterici sayar.

Bizce Kemalizm özgürlükçüdür.

Bizce Kemalizm anti-emperyalisttir.

Bizce Kemalizm anti-kapitalisttir.

Bizce Kemalizm halkçıdır.

Bizce Kemalizm laiklik yanlısıdır.

Bizce Kemalizm devrimcidir.

Bizce Kemalizm sürekli devrimcidir.

Bizce Kemalizm ulusalcıdır.

Bizce Kemalizm devletçidir.

Bizce Kemalizm barışçıdır.

Bizce Kemalizm eşitlikçidir.

Bizce Kemalizm ezilenlerin yanındadır.

Bizce Kemalizm cumhuriyetçidir.

Bizce Kemalizm demokrattır.

Bizce Kemalizm dünyanın ortak refahını ve mutluluğunu amaçlar. Siyaset yaparken bazı ilkelerden asla taviz vermeyeceğiz: Halkımızın refahını her şeyin üzerinde göreceğiz. Hiçbir suretle bundan taviz vermeyeceğiz.

Kurumsal bağımsızlığımızı koruyacağız, kimsenin dümen suyuna girmeyeceğiz. Siyaseti kesinlikle kişiler üzerinden yapmayacağız.

Daima gerçeği ve doğru yolu arayacağız! Her zaman hesap verebilecek kadar açık ve şeffaf olacağız.

Ulusal çıkarları her koşulda ödünsüzce savunacağız. Siyaseti bir vatan görevi olarak göreceğiz. Bunu iş’miş gibi yapanların maskelerini indireceğiz. (Atatürk’ün istismarı engellenemese de Kemalizm'in ki engellenmelidir)

Doğruyu söylemekten korkmayınız. "Ulusal egemenliğimizin bir zerresini dahi vermeye yeltenenlerin kafalarını koparacağınızdan eminim."(1923, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri c.2, s. 71-72)

Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Kemal Atatürk

iletişim: editor@kemalistpolitika.com

No comments: